Türkiye deki güneş enerjisi teknolojilerini üreten sanayi kuruluşlarının kurduğu bir dernek olan GENSED`in amacı, misyonu, projeleri ve ülkemizde güneş enerjisinin yaygınlaştırılması için yapılması gerekenler konusunda GENSED Başkanı Levent Gülbahar Ile bir söyleşi gerçekleştirdik.
GENSED ne zaman kuruldu? Derneğin amacı ve misyonu hakkında bilgi verir misiniz?
GENSED Türkiye deki güneş enerjisi teknolojilerini üreten sanayi kuruluşlarının kurduğu bir dernektir. 24 Mart 2009 tarihinde faaliyete başladı. 2010 da katıldığımız son güneş enerjisi fuarına kadar 55 üyemiz vardı. Bu fuarda 12 yeni üye kaydı gerçekleştirdik. Hedefimiz 2010 yılı sonuna kadar 100 üye kaydı gerçekleştirmektir. Tabi her ne kadar genç bir dernek olmamıza rağmen biz dernek olarak kendi vizyon ve misyonumuzu üye firmalara doğru bir şekilde ilettik ve bunun sonucunda da yüksek bir başarı grafiği çizdik. Üyelerimiz içinde güneş enerjisi paneli üreten, inverter üreten ve yan sanayi işletmeleri mevcut. Proje yapan firmalar, danışmanlık ve kurulum yapan firmalar da var. Derneği kurmamızın amacı toplumsal bilinçlendirmeyi yükseltmek ve güneş enerjisi üretimi ve tüketimi yapabilecek bütün kesimlere ulaşmak ve onlara doğru bilgiler vererek bu kesimleri bilinçlendirmektir. Ülkemizde güneş enerjisi teknolojileri, kurulum aşaması ve maliyeti gibi konularda yeteri kadar bilgi alt yapısı yok. Güneş enerjisi teknolojileri ve kullanımı konusunda birçok üniversitede tanıtım toplantıları düzenledik ve buna devam ediyoruz. Bunun yanında sektör dışında 55 firmaya sunum yaptık. Burada bizim amacımız sadece sektöre yönelik değil aynı zamanda bütün toplumsal kesimlere hitap etmektir. Bunlar; okullar, hastaneler, kamu kurum ve kuruluşları ve diğer özel sektör kuruluşlarıdır. Güneş enerjisinin faydalarını ve teknolojilerin geleceğini gösterebilmek, aynı zamanda doğru bir şekilde bunu hedef kitleye anlatmak başlıca amaçlarımızdandır. Ülkemiz aslında güneş enerjisine yabancı değil. Su ısıtmada kullandığımız ve hemen hemen her evin çatısında gördüğümüz güneş ısı sistemleri buna örnek verilebilir. Biz yıllarca güneş enerjisini sadece su ısıtmada kullandık, ama elektrik enerjisi üretmede çok geç kaldık. Türkiye`nin toplam enerji üretimine bakacak olursak 2009 sonu itibarıyla 44.300 MW`tır. bunu içerinde kinetik enerji, doğal gaz, kömür santrali, fuel oil,rüzgar ve çok az bir miktarda güneş enerjisi mevcuttur. Türkiye`nin 2020 itibariyle mevcut üretim miktarını iki katına çıkarması gerekiyor. Yani bugün 40 bin MW civarında olan enerji üretim miktarını 80 bin MW`a çıkarması lazım. Ileriye dönük yapılan çalışmalar ve hazırlanan programlar bu enerji miktarını karşılayacak düzeyde değil. 2015 yılı itibariyle arz talep dengesinin değişeceği ve talebin öne geçeceği, enerji üretiminin de ihtiyacı karşılamayacağı gözüküyor. Diğer bir sorun ise Türkiye`nin enerji hammaddesi bakımından dışarıya bağımlı olmasıdır. Şu an Türkiye enerji üretim hammaddesi bakımından %73 oranında dışarıya bağımlı durumda. Patlak verecek herhangi bir ekonomik veya siyasi kriz sonucunda ülkelerin bize bu maddeleri vermemesi durumda ortaya çıkacak sorunları düşünmek istemiyorum bile. Bu ham maddelerin hızla yükselen fiyatları da ayrı bir sorun teşkil ediyor. Biz her sene yurtdışından yaklaşık 35 milyar dolarlık enerji hammaddesi ithal ediyoruz. Bu da ülkemiz ihracatının 4`te birini enerji ithaline verdiğimizi gösteriyor. Ileriki yıllarda bu rakam daha da artacaktır. Bunun için Türkiye yurt dışı yerine kendi yerel enerji üretim kaynaklarını kullanmalıdır. Artık biz kendi enerjimizi kendi hammaddemizle üretmeliyiz. Türkiye` de petrol ve doğalgaz arama çalışmaları devam ediyor ama bunların dışında kendi yenilenebilir doğal kaynaklarımızı kullanarak güneş ve rüzgardan enerji üretimi hızlandırılmalıdır. 2007 yılında yapılan lisans başvuruları ile ilk çalışma başladı. Fakat işin uzmanı olmayan kişiler devreye girince ortaya başarısız sonuçlar çıktı. Ama bu kadar yanlışa rağmen rüzgar için 78.000 megavat`lık bir başvuru alındı. Enerji Bakanlığı yenilenebilir enerji çalışmaları ile ilgili çeşitli projeler hazırladı ama maalesef güneş enerjisi bu projelerde yer almıyordu. Bu konu bizi çok üzdü. Biz, stratejik plan ve projelerde yenilenebilir enerji kaynaklarının yaygınlaştırması için çeşitli çalışmalar yapılması gerektiği konusunda görüş bildirmiştik AB Çevre Faslı çerçevesinde zaten böyle bir tesisi AB Türkiye`den istedi, bu da bizi mutlu etti.
Dünyaya baktığımızda ise 2008 sonu itibariyle toplam kurulu güneş enerjisi güç miktarı 15 bin megawattı. Günümüze baktığımızda ise toplamda 2010 yılı başı itibariyle 23 bin megawattlık bir kurulu güç mevcut.
Ülkeler bazında baktığımızda ise Almanya 8 bin megawat kurulu güç ile lider durumda. Türkiye de ise hala 3 3,5 megawat kurulu güneş enerjisi gücü mevcut. Ülkemizin güneşlenme süresi ise Almanya`nın tam iki katıdır. İşte bu büyük bir soru işareti. Biz güneş enerjisini yaygınlaştırma konusunda Bakanlıkla çeşitli görüşmeler yaptık ama bir doğalgaz kadar ya da kömür sektörü kadar bir lobimiz yok. Biz elimizdeki imkanları ve sektörün durumunu gerekli yerlere ilettik ve bu konuda çalışma yapılmasını bekliyoruz. Yasanın çıkarılması için Bakanlığa gerekli başvuruyu yaptık ama onların da bazı çekinceleri var. Bu çekinceleri bize şöyle ifade ettiler: Eğer biz güneş enerjisinden elektrik üretirsek bunun yüksek maliyetli olması ve gerekli teknolojinin de pahalı olması nedeniyle yüksek bir fiyatta satmamız gerektiğini dile getirdiler ve topluma bunun nasıl satılacağı konusunda çekincelerini dile getirdiler. Biz de bunun farkındayız ama pahalı diye bunu ikinci plana atamayız. Bakanlık fiyatların düşmesini bekliyor, ondan sonra gerekli çalışmaların yapılacağını söylüyor. Almanya güneş enerjisinde elde ettiği elektrik enerjisini bütün faturalara yayıyor, bu da tüketiciye %1`lik bir artış getiriyor. Söylendiği gibi %20`lerde bir zam oranı yok. Eğer Türkiye 4 bin mega wattlık bir tesis kurarsa, 2020 kadar 10 milyar dolarlık bir maliyet ortaya çıkar ve bunun %60`ını da kendi öz kaynaklarıyla elde edecektir. Bunun sadece %40`lık bir kısmını dışarıdan ithal edebilir. Bunun yanında eğer bu proje hayata geçirilirse Türkiye de 22 bin kişi istihdam edilecek. Örneğin Almanya da 2009 sonu itibariyle 70 bin kişi bu sektörde istihdam edildi ve Almanya 2009 yılında güneş sektöründe 7 milyar Avro`luk ihracat yaptı. Türkiye eğer şimdi bu yasayı çıkarırsa, hem sanayi hem de akademi çevreleri buna hazır. Gerekli teknolojinin Uzakdoğu`dan getirilmesine ihtiyaç yok, çünkü biz bu işin üstesinden geliriz. Bunun yanında devletimiz muhtelif yollarla bu sektörden 750 milyon Avro para kazanabilir. Bir de yurt dışında hammadde ithalatı yapılmayacak. Bunun yanında önümüzde bir Kyoto süreci var. Türkiye`nin karbondioksit üretimi var ve bunun sera etkisi mevcut, bunu da biliyorsunuz. Bir şekilde Türkiye buna katılmamış olsa da ileride bir ceza ile karşı karşıya kalacaktır. Bütün ülkelerde olduğu gibi Türkiye`de de sera gazı emisyonunun yıllık değerinin %5 azaltılması zorunluluğu var. Ülkemizde mevcut elektrik enerjisi üreten sistemlerine baktığımızda, buradan yaklaşık yılda 100 milyon ton sera gazı açığa çıkarıyoruz ve şayet biz bu şekilde devam edersek 100 milyon ton 200 milyon tona çıkacaktır. Bunun sonucunda bizim ceza yememiz kaçınılmaz olur. Yani Türkiye`nin bir şekilde rüzgar, hidro, güneş ve jeotermalde yatırım yapması ve bunu gerçek bir sorun olarak görmesi lazım. Enerji üretiminin sadece doğalgaza, petrole ve kömüre dayandırılmaması lazım. Bize göre nükleer enerji çalışmaları da yanlış, çünkü burada da hammadde olarak dışarıya bağımlıyız. Şu an Türkiye`deki enerji üretiminin %47`si doğalgaza bağlıdır. Bunu yanında ülkemizin güneş enerjisi potansiyeli 450 ile 500 terawatt saat, rüzgar enerjisi potansiyeli 400 terawatt saat, jeotermal potansiyeli 60 terawatt saat ve hidroelektrik potansiyeli 150 terawatt saattir. Işte bu saydığım enerji çeşitleri ülkemizin enerji ihtiyacını kat kat karşılıyor; doğalgaz, kömür ve petrole gerek bile kalmıyor. Ama burada dikkat edilmesi gereken önemli bir nokta ise, bir ülkenin tüm enerji ihtiyacı sadece yenilenebilir enerji kaynaklarından karşılanmamalı; yenilenebilir enerji kaynaklarının da bazı dezavantajları var. Rüzgar gün içinde sürekli değişiyor, mevsime göre değişiyor. Aynı şekilde güneş gündüz var gece yok, havaların bulutlu olması da yine aynı şekilde etkiliyor. Hidroelektrik santrallerin de kuraklıkla karşı karşıya kalması gibi sorunlar mevcut. Yenilebilir enerji kaynaklarının toplam enerji üretimindeki oranının %25 civarında olması gerekir. Biz zaten enerji ihtiyacının tamamının yenilenebilir enerji kaynaklarından karşılanmasını istemiyoruz. Zaten bu mümkün de değil. Kurulacak bir güneş enerjisi sisteminin yanında, gece çalışması için bir de doğal gaz tesisi kurulabilir; gündüz güneş enerjisi, gece ise doğalgaz ile çalışması sağlanabilir ve sürekli bir denge sağlanabilir. Diğer bir nokta ise devlet her işletmeye tükettiği enerji miktarının %20`si gibi bir payı yenilenebilir enerji kaynaklarından karşılaması şartını getirebilir. Eğer işletmeler yerinde enerji üretip tüketirse taşıma maliyeti de ortadan kalkmaktadır. Güneş enerjisinin en büyük faydası, üretildiği yerde tüketilmesidir. Örneğin; evlerin, işletmelerin ve kamu kuruşların çatısına kurulan sistemlerin taşıma maliyeti yok. Güneş enerjisini tarımda da kullanabiliriz. Güneydoğu ve Doğu Anadolu bölgelerinde sulama sorunları mevcut, bu bölgelerde sulama genellikle kuyulardan elde edilen sularla yapılıyor, bunu yapmak için de elektrik enerjisi lazım ama bu bölgelerde elektrik sistemi yeteri kadar gelişmemiştir. Işte burada her kuyunun başına bir güneş paneli yapılabilir ve buradan enerji elde edilebilir, bunun ayrıca taşıma maliyeti de yok. Seracılık, turizm gibi olaya daha da makro düzeyden baktığımızda, Türkiye`nin bu alanda daha karlı olacağını görürüz.
Dünyadaki teşviklere baktığımızda, Almanya`da birtakım teşvikler yapıldığı ve fiyatların indirildiği söyleniyor bunun nedeninden kısaca bahseder misiniz? Bir de turizm ile geçinen bölgelerde, güneşlenme oranı yoğun olan bölgelerde bahsettiğiniz şekilde dünyada herhangi bir yerde "enerjinizi %20 oranında güneşten karşılayacaksınız" gibi bir örnek var mı?
Şimdi teknolojiye baktığımızda, sürekli bir değişim içinde. Teknolojinin gelişmesiyle beraber maliyetler de azalıyor. Biz yapacağımız çalışmalarda sadece üretim yapmayacağız, bunun yanında teknoloji de geliştireceğiz. Yani şimdi 3 mega wattlık enerji üreten bir teknolojiye sahipsek ileride bunu 20 bin mega wattlık bir seviyeye çıkaracağımız bir teknolojiyi de biz kendimiz üreteceğiz.
Uzakdoğu`nun önüne geçmek için burada doğru regülasyonların yapılması lazım, eğer biz direk olarak Uzakdoğu`dan isimsiz ve kalitesiz ürün getirirsek, bu hem kaliteli işler yapmamızın önünü keser, hem de ilave maliyetler doğurur. Bunun önüne geçmek için de, gerek TSE ile gerekse gümrüklerle anlaşma yapılarak, isimsiz ithalatın önüne geçilmesi lazım.
İkinci sorunuza gelince, Almanya artık güneş enerjisi bakımından belli bir noktaya gelmiş ve kendini kanıtlamıştır. Almanya`da gelişen teknoloji ve bu gelişen teknolojiyle maliyetlerin azalması sonucunda fiyatlarda düşme oldu ve teşvikler de hız kazandı. Şu anda Almanya`da 2008 fiyatları ile 2010 fiyatları arasında %42`lik bir fiyat farkı var. Bunun yanında arz talep dengesi de değişti, eskiden arz azdı ama talep çoktu, bunun sonucunda da yüksek fiyatlarla satılıyordu. Artık firmalar üretimi artırdı ve birçok yeni firma açıldı. Şimdi ise arz talebi geçtiği için fiyatlar düştü. Bir diğer neden ise kriz sırasında firmalar stoklamaya gitti, krizden sonraki dönemde bu firmalar stoklardaki ürünleri uygun fiyatlarla üreticiye sundu. Bunun yanında örneğin Fransa`da ev aldığınızda, eğer ev güneş enerjisi sistemi ile çalışıyorsa, devlet bunun için %75 oranında vergi indirimi uyguluyor. Bundan iyi teşvik var mı? Turizm bölgesi olarak da, güneş enerjisi sistemi zorunluluğu Sicilya`da var ve uygulanıyor.
GENSED`in somut ve topluma yönelik bir eğitim bir projesi var mı?
Bizim bir üretim ya da bir üst üretim projemiz yok ama eğitim projesi olarak bizim üye bir firmamız bu konuda çeşitli eğitimler yapıyor. Biz GENSED sadece davet edildiğimiz yere gidiyoruz. Bunun yanında yazılı ve görsel basında çeşitli programlara katıldık ve tanıtım söyleyişleri yaptık. Çeşitli sunum ve sempozyumlar yapıyoruz, bunun yanında fuar organizasyonlarına katılıyoruz.
Güneş enerjisinin yaygınlaştırılması için herhangi bir bütçe ayırdınız mı? Ya da üye firmalardan herhangi bir ücret talep ediyor musunuz?
Derneğimizin zaten aylık aidatları var ama ekstra böyle bir ücret almamız için üye firmalarımızın para kazanması lazım. Zaten sektörün durumu belli, para kazanan firma yok, hatta üye firmalarımız başka sektörlerde hayatlarını davam etmektedirler. Ama belirli bir ekonomik güce sahip olan üye şirketlerimiz tabii dernek ve üyelerimize yardımcı oluyorlar. Örneğin yurt dışında ve içinde bir yere eğitime gidilecekse gerekli masrafları bu şirketlerimiz karşılıyor.
Türkiye`de ki mantık genelde ilk önce para kazanalım ondan sonra gerekli eğitim yatırımlarını yaparız şeklinde. Sizin bu konudaki düşünceleriniz nedir?
Öncelikle bizim amacımız sadece para kazanmak değil bizim amacımız sektörün önünün açılmasıdır. Biz kendi misyonumuz çerçevesinde eğitim ve farkındalık çalışmalarına hızlı bir şekilde devam ediyoruz. Zaten mümkün olduğunca tanıtım işini ticari hale getirmemeye çalışıyoruz.